4 Mart 2009 Çarşamba

Devlette iç denetim uygulaması

Kamu İç Denetçileri Derneği (KİDDER) Genel Başkanı Cüneyt Güler, iç denetimin kamu mali sistemindeki rolünün ekonomide yaşanan sorunlarla birlikte çok daha önemli hale geldiğini bildirdi.

Güler, yaptığı açıklamada, Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu ile geleneksel denetim ve teftiş sisteminin terk edildiğini, kamunun Sayıştay tarafından dış, iç denetçiler tarafından da iç denetime alınmasının öngörüldüğünü belirtti.Getirilen modelin başarılı olması halinde, kamu yönetimindeki bir çok sorunun çözüleceğini, kamuda kaynak kullanımlarındaki etkinsizliklerin, israf ve yolsuzlukların azalacağını kaydeden Güler, Bu şekilde kamu idarelerinde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin öne çıkacağını ve idarelerimizin daha iyi ve daha kaliteli yönetileceğini düşünüyoruz. Toplumumuzun isteği de bu değil mi?” dedi.

Kamuda iç denetimin ilk uygulama yılı olan 2008'de, bir çok kamu idaresinde başarılı iç denetim çalışmasında bulunulduğunu kaydeden Güler, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:“Bir idarede ortaya konan iç denetim uygulamalarının başarısı ve kalitesinin, hem üst yöneticinin desteği, hem de iç denetçilerin gayret ve yetkinliğiyle yakından ilgili olduğu açıktır. İleriki yıllarda iç denetim uygulamalarında kalitenin artacağını ve istenen etkinlikte uygulamalar yapılacağını öngörüyoruz. Özellikle ekonomik krizlerin yaşandığı dönemler, iç denetimin kamu mali yönetim sistemindeki rolünü artırıyor. Çünkü kriz dönemlerinde, piyasalardaki daralmadan dolayı kamunun gelirlerini artırması mümkün görülmemektedir. Kriz yıllarında kamu harcamalarında elde edilecek tasarruflar ve bu tasarrufların başka yerlerde kullanılması daha önemli hale geliyor ve bu da iç denetimin önemini artırıyor. Bir kamu idaresinde, yeterli seviyede ve etkin bir iç denetim faaliyetinde bulunulmasının, o idarede kamu kaynaklarının tutumlu kullanıldığına dair kurum dışına yeterli güvence verilmesi anlamına geldiği de unutulmamalıdır.”

İÇ DENETİM KOORDİNASYON KURULU YENİDEN YAPILANDIRILMALI

KİDDER Başkanı, 5018 sayılı Kanunun iç kontrol ve iç denetime ilişkin maddelerinde AB kriterlerine uymayan yönlerin değiştirilmesi gerektiğine de dikkat çekti.Bu çerçevede İç Denetim Merkezi Uyumlaştırma Biriminin yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç olduğunu ifade eden Güler, Maliye Bakanlığının bu yöndeki kanun değişikliği çalışmalarını bir an önce başlatmasını beklediklerini ifade etti.Kamuda iç denetimin kurulması ve mevzuat altyapısının oluşturulması sürecini yöneten İç Denetim Koordinasyon Kurulunun yeniden yapılandırılmasının da çok önemli olduğunu kaydeden Güler, Reformların hep güçlü omuzlar üzerinde yükseldiğini biliyoruz. Reform çalışmalarının kararlı bir şekilde sürdürülmesi ve uygulamadaki sorun ve eksikliklerin daha karmaşık hale gelmeksizin çözüme kavuşturulması önem arzetmektedir” açıklamasında bulundu.

Yeni Şafak gazetesi'nden alınmıştır

3 Mart 2009 Salı

ersoy:Kamu da uyum şart

Vali Mehmet ERSOY, İl Milli Eğitim Müdürü ve Şube Müdürleri, İlçe Milli Eğitim Müdürleri, Dershane Müdürleri, Sürücü Kursu Müdürleri ve Okul Müdürlerinin katılımıyla, Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonunda gerçekleştirilen, 2008-2009 Eğitim Öğretim Yılı 2. Yarıyıl Değerlendirme Toplantısına katıldı. Vali Ersoy toplantıda yaptığı konuşmada;


“Eğitim camiasında yöneticilik yapan siz değerli çalışma arkadaşlarımla, bu geniş katılımlı toplantıda bir arada olmaktan son derece mutluyum. Meslek hayatım boyunca, eğitim konusu, benim yönetim ve görev anlayışım içersinde her zaman en öncelikli yerini korumuştur.

Bugün burada sizlerle paylaşacaklarım, bundan sonra birlikte gerçekleştireceğimiz çalışmalarımızda, birbirimizi daha iyi anlamamıza katkı sağlayacaktır. İl’in kalkınmasında, o yerdeki kamu kurumlarının, yerel yöneticilerin ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte ve uyum içinde çalışmalarının hayati öneme sahip olduğuna inanırım. Bir İl’in gelişmesinin, her türlü lüzumsuz çekişmelerden uzak, bir aile gibi, samimi, saygıya ve sevgiye dayalı, şeffaf bir yönetim anlayışıyla mümkün olabileceği düşüncesindeyim. Devletten hizmet alanlarla kucaklaşma, ancak, üst-ast ayrımı yapmadan tüm yöneticilerin ve kamu görevlilerinin dürüstçe görev yapmalarıyla, vatandaşlarımızın güvenlerini ve takdirlerini kazanmalarıyla mümkün olabilir.

Eğitimci olarak sizlerin, bu genel prensiplere bağlı, herkesin birinci sınıf vatandaşımız olduğu bilinciyle, tüm muhataplarınıza eşit muamelede bulunarak görev yaptığınızdan şüphem yok. Çünkü sizler, çocuklarımızın eğitim ve öğretimlerini sağlayarak, onları geleceğin Türkiye’sine hazırlıyorsunuz. Sizler, ulusal çıkarlarımızı her şeyin üzerinde görecek, Ülkemizin geleceğini emanet ettiğimiz Atatürk’ün evlatlarını yetiştiriyorsunuz. Atatürk ilkelerine bağlı, milli değerlerimizden ödün vermeyen ülke yöneticilerini hazırlıyorsunuz. Bu önemli görevde, çocuklarımızın ülke sevgisiyle yetişmeleri konusunda sizlerden daha çok gayret bekliyorum. Okullarımızın, sevgiyle hareket eden yönetici ve öğretmenlerimiz sayesinde çiçek bahçesine dönmesi için Devletimizin bize verdiği büyük sorumluluğu eksiksiz yerine getireceğiz. İlimizin, önceki yıllarda eğitim alanında elde ettiği başarıları, hep birlikte daha yüksek noktalara taşıyacağız.

Yaptıklarımızın, evlatlarımızın yaşayacağı bu cennet vatanın geleceğini doğrudan etkileyeceğini hiç unutmadan, uyum içinde görevlerimizi en güzel şekilde sürdüreceğiz.” dedi.
bölge gazetesi

2 Mart 2009 Pazartesi

Kamu harcamalarını artırmak bütçe dengesini kollamak ile çelişir mi

Keynes, ekonomide toplam talebin düşmesi nedeniyle daralma söz konusu olduğunda kamu harcamalarını artırarak (ve/veya net vergileri düşürerek) bu durumdan çıkılabileceğini söylemişti.


Bugünlerde, başta ABD olmak üzere pek çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke geçen seneden bu yana bu sorunla karşı karşıya kaldığını ve önlem alınmazsa çok ciddi toplumsal ve iktisadi sonuçlar doğuracağını kabul etmiş durumda. Bu nedenle de Keynes'in bu görüşüne uygun önlemler alıyorlar. Türkiye bu açıdan, -şimdilik- bir istisna oluşturuyor. Ülke içinde oldukça yaygın olan görüş, dünyanın kalanındakine benziyor. Türkiye'yi, diğer ülkelerden ayıran temel nokta ise hükümetin bu görüşe katılmaması. Hükümet, daralma tehlikesinin söylendiği kadar vahim olmadığı kanısında ya da o izlenimi vermeye çalışıyor.
Türkiye'nin kriz konusunda deneyimli olması nedeniyle bu işin altından daha kolayca kalkabileceği biçiminde de bir görüş var. Bu anlayışa göre hem şirketler kesimi bu gibi durumlarda ne yapacağını öğrenmişmiş hem de bankacılık kesimi... "Grip aşısı oldum, o halde grip salgınından fazla etkilenmem" demek gibi bir şey. Ancak gerçekçi olmayan bir tarafı var. Çünkü, deneyimimiz yoluyla bağışıklık kazandığımızı sandığımız sorun ile şu anda karşılaşmış olduğumuz olay aynı değil. Geçmişte yaşadığımız krizlerde dış ticaretten gelen bir daralma söz konusu değildi. Bu nedenle de iç talepteki düşmeyi, ayakta kalabilen şirketlerin dış pazara yönelmesi yoluyla aşmayı becermiştik. Oysa 2009'da dünya ticaret hacminin ciddi bir biçimde daralması bekleniyor. Türkiye'nin de hızla daralan bir dünya pazarında, ticaret payını önemli ölçüde artırabilmesi olanaksız. Demek ki iç talebi canlandırmamız gerekiyor.
Hanehalklarındaki tedirginlik özel tüketimin, şirketlerin kaygıları da özel yatırımın canlanması önünde engel. Bu durumda, geriye diğer ülkelerin benimsediğine benzer maliye politikası önlemleri kalıyor. Ancak bir sorunumuz daha var: Bütçe açığımız var. Kamu kesiminin borcu da mali sistemimizin büyüklüğü göz önüne alındığında hâlâ yüksek. Kamu açığımızı daha da büyütmeye kalkarsak, bunun hem faizler hem de bekleyişler üzerinde olumsuz etkisi olması söz konusu. Yani kamu harcaması yapacağız diye, özel harcamaların daha da kısılmasına yol açabilir ve ekonominin daha da daralmasına neden olabiliriz.
Ancak bu olasılığın var ve güçlü olması, çözüm olmadığı anlamına gelmez. Bir kere, Keynes'gil yaklaşımda kamu harcamalarını artırarak özel harcamalardaki düşüşü ikame etmenin söz konusu olmadığını gözden uzak tutmamak gerekiyor. Amaç, uygun kamu harcamaları (bazen de vergi indirimleri) seçerek, özel kesim harcamalarını en çok ve en kalıcı biçimde uyarmayı başarmak. İşte bu nedenle ne kadar harcama yapıldığı değil, ne tür harcama yapıldığı önemli. (Örneğin kamu harcamalarını ithal mallarına yöneltirsek bu, ekonomi içinde bir harcama zinciri yaratmaz). İkinci nokta ise bu yolla yaratılacak kamu açığının büyüklüğü ile ilgili. Kamu harcamaları yoluyla ekonomiyi canlandırma yoluna gitmek, bütçe açıklarının olumsuz etkilerine boş vermek anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı, şimdiye kadar krize karşı program açıklamış olan 19 ülke aldıkları önlemlerin toplam boyutunu 2 trilyon dolar ile sınırlamaz, 20 trilyon dolardan açılış yaparlardı.

Bu olayda doğru bakış açısı, makul bir gelecek dönem içinde kamu açıklarının giderilip, kamu borcunun GSYH içindeki payının istikrara kavuşturulup kavuşturulmayacağıdır. Onun için maliye politikası tartışmaları statik (bir yıllık) bir çerçeve içinde yapılmaz, kamu kesiminin birkaç yılı kapsayan zamanlar arası bütçesi çerçevesinde yürütülür. Olaya bu biçimde doğru bakıldığında da kamu harcamalarını artırmak yoluyla krizle mücadele etmeyi savunan birisinin bütçe dengesi kaygısını da taşımasında çelişki yoktur. Ama böyle bir kişinin hangi tür kamu harcamalarının artırılması gerektiği konusunda çok duyarlı olması gerekir.
Hasan Ersel
Referans gazetesi'nden alınmıştır

Kamuda denetim yeniden düzenlenecek

Hükümet, artık teftiş kurullarına dokunmayacak. 2003 yılında hazırlanan düzenlemeyle Maliye Teftiş Kurulu başta olmak üzere teftiş kurullarını kaldırmayı planlayan hükümet, AB’nin uyarısı üzerine bu düşüncesinden tümden vazgeçti.


Türkiye, AB ile ekonomi başlığı altında bir dizi müzakere yürütüyor. Bu müzekerelerde AB, Türkiye’yi iç denetim ile teftiş kurullarının fonksiyonlarının farklı olduğu konusunda uyardı. Bunun üzerine Türkiye, hazırladığı ve son şeklini vermek üzere olduğu politika belgesinde teftiş ile iç denetimi ayırma taahhüdünde bulundu. Sözkonusu belgede, iç ve dış denetim ayrımı netleştirilirken; bu denetimlerin kimler tarafından nasıl yürütüleceği de yer alacak. Bunun için teftiş kurullarının katılımıyla bir dizi toplantı yapılacak.

Üst düzey bir bürokrat, teftiş kurullarının kaldırılmak istendiğini anımsatırken, “AB kaldırın demiyor; teftiş fonksiyonu ayrı, iç denetim ayrıdır, diyor. Oysa 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim Kontrol Kanu’na dayalı yönetmeliklerde iç denetim ile biraz teftişin alanına giriliyor. Halbuki ikisi ayrı şeyler. Bu nedenle AB’ye uyum çerçevesinde iç denetim ile teftişin birbirinden net şekilde ayrılması gerekiyor. Bu ayrım Maliye, Başbakanlık, İçişleri gibi teftiş heyetlerinin öncülüğünde olmalı. Tabii ki Kamu Mali Yönetim Kontrol Kanunu’nda da bir iki değişiklik yapılması gerekiyor” dedi.

İstisnalar kalksın

Kamu alımları başlığı altında müzakerelerde ise üç kritere bakıldığı bilgisini veren bürokrat, bunlardan birincisinin daimi muhatap kriteri olduğunu söyledi. Kamu alımları konusunda muhatabın Maliye Bakanlığı olduğuna ilişkin AB Komisyonu’na yazının gönderildiğini bildirirken, bundan sonra Maliye Bakanlığı teşkilat kanunda değişiklik yapılması gerektiğini ifade etti. İkinci kriterin kamu harcamalarıyla ilgili bir strateji belgesi hazırlanması olduğunu vurgulayan bürokrat, en önemli kriterin ise kamu alımlarına ilişkin tüm istisnaların kaldırılması talebi olduğunu vurguladı.

Yapılan yasal değişikliklerle birçok kamu kurumunun Kamu İhale Kanunu dışına çıkarıldığını ve bunun da AB Komisyonu’nun gözünden kaçmadığını anlatan bürokrat, “Evet biz tam üye değiliz ve bu kriterlere uymamız gerekmiyor. Ama en azından hangi adımı ne zaman atacağımıza dair bir takvim açıklamamız gerekiyor” dedi.

AB ile vergilendirme faslını açmak için uğraştıklarını da anlatan bürokrat, AB’nin fasılların açılmasında ve kapanmasında teknik kriterlerin yanı sıra Kıbrıs gibi siyasi kriterleri öne sürmesinden şikayet etti.
Aysel ALP hürriyet gazetesi

TEPAV’ın ihale kanunu değişiklikleri

İhalelerde kapsam dışı pasta 14 milyar dolara ulaşıyor
TEPAV’ın ihale kanunu değişikliklerinin anlamını değerlendiren çalışmasında, “İhale kanunu günümüzde siyasi iktidarlara yakın bir sermaye birikimi modeli yaratmanın aracı haline gelmiş gibi gözükmektedir” denildi. Kanun kapsamı dışına çıkarılan ihalelerin yıllık tutarının da 14 milyar doları bulduğu belirtildi


Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) tespitlerine göre, şimdiye kadar yapılan onlarca değişiklik, ekleme ve istisnayla İhale Kanunu, siyasi iktidarlara yakın bir sermaye birikimi modeli yaratmanın aracı haline geldi. Kanunun kapsamı dışına çıkarılan ve genellikle ‘iktidara yakın’ gruplara giden ihalelerin toplamı ise 14 milyar dolara ulaştı.
TEPAV Mali İzleme Grubu’nca hazırlanan, “KİK’te Yapılan Değişiklikler Ne Anlama Geliyor?” başlıklı değerlendirme notunda çarpıcı tespitler yer aldı.

54 değişiklik, 140 ekleme
Değerlendirmede, kanunun değiştirilmesi aşamasındaki genel gerekçelerde, genellikle ‘AB uyum süreci’ olduğunun belirtilmesine karşın birçok değişikliğin ‘uyum sürecine’ uymadığını, aksine onlarca değişiklikle daha fazla kamu işinin kanunun kapsamı dışına çıkarıldığı ifade edildi.
TEPAV’ın tespitlerine göre, Kamu İhale Kanunu’nda (KİK), doğrudan 17, dolaylı olarak da (diğer kanunlar yoluyla) 37 olmak üzere toplam 54 kanun değişikliği yapıldı. Yasal düzenleme yoluyla da en az 140 civarında ekleme, değişiklik, istisna getirilerek, orjinal kanunun hükümlerine müdahale edildi.
Değerlendirmede, “Gerçekten de kanunun bazı maddeleri söz konusu sürecin taahhütlerine uygun olarak önemli değişiklikler getirmiştir. Ancak öte yandan, AB mevzuatıyla uyumlu bazı maddeler yürürlükten kaldırıldığı gibi, ilerleme raporlarında belirtilmesine rağmen hiçbir değişiklik yapılmayan alanlar da bulunmaktadır” denildi.

Siyasi rant riski doğdu
Türk mevzuatındaki ‘idare’ tanımının kapsamı gereği eleştirildiğine işaret edilen değerlendirmede, bu eleştirilerin tersine birçok idarenin kapsam dışına alındığı kaydedildi.
Değerlendirmede, imtiyazlar ve utilities (kamu hizmeti, utilities kavramı içinde enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörleri yer alıyor) alanlarına ilişkin herhangi bir çalışma yapılmadığı, ilan sürelerinin kısa olduğu, AB’ye uyum veya uygulamada bazı esneklikler getirme gibi gerekçelere dayansa da değişikliklerin çok önemli bir bölümünün siyasi rant riski taşıyan unsurlar içerdiğine dikkat çekildi.
Raporda şöyle denildi:
“Bu risk (siyasi rant riski) yapılan değişiklikler ile daraltılan kapsam maddesi ve genişletilen istisna maddelerinde kendisini gösterse de, bunun dışında kalan maddelerle birlikte ihale kanunu günümüzde siyasi iktidarlara yakın bir sermaye birikimi modeli yaratmanın aracı haline gelmiş gibi gözükmektedir.
Kamusal denetimin zayıflatılarak ihale süreçlerinin açıklık ve rekabet anlayışından uzaklaştırılmasının kamu kaynaklarının rasyonel bir biçimde kamu yararına kullanımında ciddi sıkıntılar yaratacağı çok açıktır.
Siyasi rantın bürokratik rantla desteklenmesi ve değişikliklerin içeriği de gözönüne alındığında, ihale sisteminin yolsuzluk ve usulsüzlüklere giderek daha fazla muhatap olma riskinin arttığını ileri sürmek fazla iddialı bir değerlendirme olmayacaktır.”



Yüzde 22’si kapsam dışında
- Türkiye’de potansiyel kamu alımları piyasasının milli hasılaya oranı yüzde 8.6 civarında.
- Genel yönetim harcamaları içinde ihaleye konu olabilecek harcamaların payı, KİT’ler hariç, yıllar itibarı ile yüzde 22-23 civarında. Bu da 2008 yılı için yaklaşık 48 milyar dolarlık bir büyüklüğe tekabül ediyor. KİT’ler dahil edildiğinde rakam 66 milyar dolar civarında tahmin ediliyor.
- İstisna ve doğrudan temin gibi ilgili kanunun öngördüğü genel kurallar dışında yapılan alımların toplam kamu alımları içindeki oranı yüzde 20 civarında (yaklaşık olarak 14 milyar dolar.)
- Toplam kamu alımlarının yaklaşık olarak yüzde 70’ine yakın bölümü, merkezi yönetim ve yerel yönetimler tarafından gerçekleştiriliyor.



Siyasi, bürokratik ve popülist rant iç içe TEPAV’ın tespitleri şöyle:
- AB’ye uyum gerekçesiyle yapılan değişikliklerin bir bölümü AB mevzuatına uymadı. İstisnaların çok fazla olduğu her ilerleme raporunda belirtildi ama daha fazla istisna getirildi.
- Belli istekliler arasında ihale usulünün kapsamı AB mevzuatına orantısız biçimde genişletildi.
- Doğrudan temin kapsamı genişletilerek ‘direct procurement’ adı verilen yöntemden uzaklaşıldı.
Kanunun son halinin taşıdığı riskler de şöyle sıralandı:
- Kamu alımları, önemli bir yönetişim riski barındırıyor. Bu risk kısaca siyasi rant, popülist rant ve bürokratik rant olarak ifade edilebilir. Siyasi rant, siyasi iktidarı elinde tutan grupların iktidar gücünü kullanarak kendileri de dahil olmak üzere kendilerini destekleyen çıkar gruplarına yaptıkları kaynak aktarmasıdır.
- Popülist rant, daha geniş kitlelere (seçmenlere) oy karşılığı iktidara gelinmesi ve/veya iktidarda kalınması koşulu ile kaynak aktarılmasıdır.
- Bürokratik rant, bürokrasinin elinde tuttuğu yetkileri kendi yararına kullanmak suretiyle maddi ve manevi çıkar sağlaması durumunu ifade eder.
- Bu üç rant grubu çoğu kez birbirleri ile işbirliğine yatkın durumları tercih ederler. Bürokrasi siyasi iktidara ne kadar yakın durursa, hem siyasi hem de bürokratik rantın optimize edilmesi ve bu arada seçmen kitlelerine de ‘bir şeyler’ verilmesi o kadar mümkün olabilir.
- İhale mevzuatı bu rant gruplarından özellikle siyasi ve bürokratik rantın en fazla söz konusu olduğu alan olarak dikkati çekmektedir. Zira siyasetçi için ihale dağıtımı “yandaş” bir sermaye birikimi ve bu yol ile iktidarının temellerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir araçtır.
- Siyasi rant riski açısından önemli olan yeterlik kriterlerinin oluşturulması bazen öyle şekiller alabilmektedir ki; ihaleye sadece sınırlı sayıda siyasi iktidarca tercih edilen firmalar girebilmektedir.
Ya da, yerel yönetimler sadece kendi BİT’i kazanacak şekilde düzenlemekte, ihaleyi kazanan BİT ise tabi oldukları 3/g maddesinin limit değerlerinin altında kalacak şekilde ihale miktarını bölerek istediği şirkete dağıtabilmektedir.
milliyet gazetesi 25.2.2009

Elektrik ve havagazı vergi düzenlemesine tepki

Çanakkale Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğü, Belediye gelirlerinin en önemli kaynaklarından biri olan Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi’nin genel bütçeye aktarımı yönünde yapılan düzenlemenin yanlış olduğunu ve eski sisteme dönülmesini istedi.


5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediyelerin yerel yetki görev ve sorumlulukları hakkındaki kanunda değişiklik yapılarak belediye gelirlerini azaltacak tasarrufta bulunulması Çanakkale Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğü tarafından eleştirildi. Belediye gelirlerinin en önemli kaynaklarından biri olan Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi’nin genel bütçeye aktarımı yönünde yapılan düzenlemenin yanlış olduğunu vurgulayan Mali Hizmetler Müdürlüğü, kamuoyunun bilgilenmesi ve eski sisteme dönülmesi için yazılı bir açıklama yaptı.
Mali Hizmetler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada şu sözlere yer verildi ; “ Belediyelerin bu hizmet sunumları karşısında yapacağı harcamaların nasıl ve hangi düzenlemeler dahilinde yapılacağı, gerek 4734 sayılı Kamu İhlale Kanunu, gerekse 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda belirtilmiştir. Ancak belediyelerin arttırılmış ve çeşitlenmiş görevlerini yerine getirirken harcamalarına, giderine ilişkin düzenlemeler yapılırken, maalesef bu harcamalara kaynak oluşturan Belediye gelirlerinde 28 yıldır bir düzenlemeye gidilmemiş, yeni ek görevler verilmiştir. Kısacası belediyelerin bu görevleri yerine getiren harcama-gider ayağı oluşturulmuş, ancak kaynak-gelir ayağı oluşturulmamıştır. Durum bu halde iken yine mevcut kanunla tanımlanmış gelirlerimiz dahi 2009 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 29. maddesinde yapılan düzenleme ile alınmıştır. Belediye gelirlerimizde önemli bir pay tutan Elektrik Tüketim Vergisi alınarak Vergi Daireleri’ne (Maliye Bakanlığı’na) verilmiştir. Kısacası; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi'ne ilişkin hükümlerinden 35 ve 39’ncu maddeleri, 27/12/2008 tarihli ve 5828 sayılı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nun 29’ncu maddesiyle 01/01/2009 tarihinden itibaren uygulanmak üzere hukukun temel ilkelerinden olan ''geriye yürümezliği'' ilkesine aykırı olarak yeniden düzenlenmiş ve Belediyelerin en önemli gelir kalemlerinden olan bu verginin tahsilatı Belediyelerden alınarak, Vergi Daireleri’ne (Maliye Bakanlığı) verilmiştir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun ''Bütçenin hazırlanması ve kabulü'' başlıklı 62.nci maddesinde belediye bütçesinin hazırlanma usulü ile kabul şekli, zaman ve şartları belirlenmiş olup; 2.nci fıkrasındaki ''Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz. Kabul edilen bütçe, mali yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.'' şeklinde yer alan düzenleme nedeniyle, belediyelerin 2009 yılı mali bütçesinin dava konusu edilen değişiklikten önce 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe girmek üzere kabul edildiği, belediye bütçesinde gelir kalemi olarak gösterilen Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi’nin yapılan bu düzenleme ile tahsil imkanı kalmamaktadır. 2009 Yılı bütçemizde gelirlerimize karşılık yapılan gider harcama bütçesinin karşılığının ortadan kalkmasına yol açmıştır. Neticede, bu hukuksuzluk belediyelerimize verilen kamu görevlerinin aksamasına neden olacaktır. 36 seri nolu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği ve dayanağı olan 5828 sayılı 2009 yılı merkezi yönetim bütçe kanununun 29.uncu maddesiyle, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nda yapılan değişikliğin Anayasa, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartına yasa ve diğer mevzuata aykırılık teşkil etmektedir. Belediyemiz gelirlerinin yaklaşık yüzde 75'i siz kentlilerimizin katılımı ile sağlanmaktadır. Geriye kalan yüzde 25'lik kısım ise yine sizlerden alınan vergilerin payımıza düşen kısmıdır. Halen taslak olarak duran ve uygulamaya alınamayan ''Belediye Gelirleri Kanunu'' bir an önce düzenlenmeli yerel kaynakların yerel hizmet sunumuna aktarılması sağlanmalıdır. Yerel kaynakların yerel hizmetlerde etkin ve verimli kullanılabilmesi için çabalarımız devam etmektedir” dediler.
http://www.canakkaleolay.com'dan
26.02.2009

1 Mart 2009 Pazar

Üniversite bütçeleri yeniden yapılandırılacak

Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü Naci Ağbal, üniversite bütçelerinin yeniden yapılandırılması konusunda proje hazırladıklarını bildirdi.


Maliye Bakanlığı ve Pamukkale Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu” konulu panel, Karahayıt Richmond Hotel'de yapıldı.

Panelde konuşan Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü Ağbal, Maliye Bakanlığının, üniversitelerin bütçelerinin yeniden yapılandırılması konusunda kapsamlı bir proje hazırlığı içinde bulunduğunu belirterek, bu projedeki temel amaçlarının, üniversitelerin bütçe yönetimi konusunda inisiyatiflerini artırmak olduğunu kaydetti.

Ağbal, birçok üniversitenin strateji daire başkanlarının da görüşlerini alarak projeye son şeklini vereceklerini ifade etti.

Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürü Ömer Duman da, yeni mali yönetim ve kontrol sisteminde kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılıp kullanılmadığının rahatlıkla izlenebilecek olmasının önemine dikkat çekerek, yeni sistemin getirdiği avantajlar hakkında bilgi aktardı.

Ömer Duman, kamuda çalışanların maaş ödemelerinin merkezi sistemle yapılacağı konusunda da bakanlık olarak gerçekleştirilen çalışmaların son aşamaya geldiğini ifade etti.

Pamukkale Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen panele, Türkiye'deki üniversitelerin Strateji Daire başkanlarının yanı sıra, Denizli Vali Vekili Mehmet Çapraz, Belediye Başkan Vekili Mehmet Ünal, Denizli Defterdarı Mehmet Özefe ve Vergi Dairesi Başkanı Ali İhsan Tunçağıl da katıldı.
Hürriyet Gazetesi'den alınmıştır

siyasi etik toplantısı

Siyasi Etik Komisyonu" için ilk adım
TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın girişimleriyle "Siyasi Etik Komisyonu"nun kurulmasına ilişkin ilk adım atılıyor.



22. Dönem Meclis gündemine gelen ancak görüşülemeyen ve "kadük" olan TBMM'de "Siyasi Etik Komisyonu"nun kurulmasına ilişkin yasa teklifinin, yerel seçimlerden önce ön hazırlığı Pazartesi günü yapılacak.

TBMM Başkanlığı ve AB Genel Sekreterliği'nin ortaklaşa düzenlediği "Yasama Etiği" çalışma toplantısı Meclis'te yapılacak.TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu başkanlığında yapılacak, "AB'ye Üyelik Sürecinde Yasama Etiği" çalışma toplantısına konuyla ilgili yabancı uzmanların yanı sıra milletvekilleri ve akademisyenler katılacak

16 Şubat Pazartesi günü Meclis'te TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Kuzu başkanlığında gerçekleştirilecek toplantıda; Doç.Dr. Ömer Faruk Gençkaya, (Yasama Etiğinin Teorik Çerçevesi ve Uygulamalara Yansımaları), John Willims Yolsuzluğa Karşı Parlamenterler Global Organizasyonu (GOPAC) Başkanı (Yasama Etiğini Geliştirme konusunda uluslararası deneyim), Stuart Gilman Dünya Bankası-UNODC Program Yöneticisi (Yasama Etiği Alanında Birleşmiş Milletler Çalışmaları), Porf. Dr. Bilal Eryılmaz Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı ve milletvekilleri de konu ile ilgili görüş ve bilgilerini paylaşacaklar AKP, 22. Dönemde gündeme getirdiği ama yasalaştıramadığı TBMM'de "Siyasi Etik Komisyonu"nun kurulması, mal bildiriminde gizliliğin kaldırılması ve mal bildiriminde bulunması zorunlu kişilerin kapsamının genişletilmesi, siyasette şeffaflık gibi düzenlemeleri içeren yasa teklifini yeniden Meclis gündemine taşıyor. Teklifte, milletvekilleri ve Bakanlar Kurulu üyelerinin yapamayacağı işler yeniden düzenlenerek Anayasa'nın 82. maddesinde sayılan koşullar daha da genişletiliyor. Teklifle gazeteciler de kapsama alınıyor.
Siyasetçi hesap verecek, siyasi etik komisyonu kurulacak

Geçen dönem hazırlanan teklifi hızla TBMM gündemine getirecek olan AKP, hem demokratikleşmede önemli bir adım atarak yurt içinde ve dışında olumlu izlenim almayı hem de muhalefetin yolsuzluklara ilişkin getirdiği eleştirilerin önünü kesmeyi hedefliyor. Partinin hukukçu kurmaylarının da katkıda bulunduğu teklifle getirilmesi istenen düzenlemeler şöyle:Siyasi Etik Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nde; açıklık, saydamlık, hesap verilebilirlik, tarafsızlık, dürüstlük ve objektiflik ilkelerini etkili bir biçimde uygulamak suretiyle siyaset kurumuna duyulan güveni artırmak amacıyla TBMM'de 'Siyasi Etik Komisyonu' kurulması öngörülüyor Komisyonun üye sayısı, Danışma Kurulunun teklifi üzerine Genel Kurul tarafından işaret oyuyla belirlenecek. Siyasi parti grupları, sandalye sayısı oranında Komisyonda temsil edilecek. Plan ve Bütçe, Dilekçe Komisyonu üyeleri ile Başkanlık Divanı ve Bakanlar Kurulu üyeleri, Komisyonda görev alamayacak. Komisyon, resen veya başvuru üzerine, milletvekilleri ve dışarıdan atanmış Bakanlar Kurulu üyelerinin, siyasi etik kuralları ve diğer kanunlarda yer alan ilkelere riayet edip etmediğinin incelenmesi, araştırılması ve değerlendirilmesiyle görevli olacak. Komisyon, milletvekilleri ve dışarıdan atanan Bakanlar Kurulu üyelerinden, kamu kurum ve kuruluşlarından, gerçek ve tüzel kişilerden her türlü bilgi ve belgeyi isteyecek; ilgili kişi ve uzmanların görüşüne başvuracak; gerektiğinde Ankara dışında ve yurtdışında çalışma ve incelemelerde bulunabilecek. Komisyon toplantıları gizli olacak, çalışmalar hakkında açıklamada bulunulmayacak. TBMM Başkanlığı`na sunulan rapor ve kararlarla ilgili açıklamalar Meclis Başkanı veya görevlendireceği vekili tarafından yapılacak

Yasalara aykırı hareket ettiği tespit edilen milletvekilleri ve dışarıdan atanan bakanlar hakkında anayasa, yasa ve içtüzük hükümleri uyarınca işlem uygulanacak.

İş takipçiliği yapamayacaklar

Teklifte, milletvekilleri ve Bakanlar Kurulu üyelerinin yaptıkları işlerle bağdaşmayan işler de düzenleniyor. Buna göre milletvekilleri ve bakanlar, devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ve bunlara bağlı kuruluşlarda, kamu yararına çalışan dernekler, devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıflar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalarda görev alamayacak; herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemeyecek; temsilcilik, hakemlik, ücret karşılığı iş takipçiliği, komisyonculuk ve müşavirlik yapamayacak; genel sekreter, sekreter veya benzeri herhangi bir nam altında hiçbir yönetim görevi alamayacak. Milletvekilleri ve Bakanlar Kurulu üyeleri, yürütme organının teklif, inha (atama, görev verme yazısı), atama veya onamasına bağlı resmi veya özel herhangi bir işle görevlendirilemeyecek. Bir üyenin belli konuda ve 6 ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, TBMM kararına bağlı olacak. Yabancı bir devlet veya milletlerarası bir kuruluş tarafından verilen idari ve siyasi, ücretli herhangi bir işi veya görevi, TBMM kararı olmadıkça kabul edemeyecek. Milletvekilleri ve bakanlar, TBMM üyesi olmaktan kaynaklanan konum ve yetkilerini kendilerine menfaat sağlamak amacıyla, mesleklerini icrada ve işletmeleri yönetmekte sıfat veya kimliklerini öne sürerek kullanamayacak .Bu kişiler devletten özel teşvik, sübvansiyon veya maddi destek alan; kamuya ait ve iştirakı bulunan bankalardan milletvekilliği brüt maaşının 50 katından fazla kredi kullanan; kamu kurum ve kuruluşlarına, yerel yönetimlere ve bunlara bağlı işletmelere mal veya hizmet sunan, bunlarla kazanç sağlamaya yönelik taahhüt veya müteahhitlik ilişkisine giren firma, işletme veya şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeliği, yöneticilik yapamayacak. Banka, finans ve sigorta kurumları, menkul değer aracı kuruluşlar veya bunların iştiraklerinde ücretli veya ücretsiz görev üstelenemeyecek, arazi alım satımı yapan veya toplu konut işleriyle uğraşan kuruluşlarla menfaat ilişkisine giremeyecek. Kooperatiflerde yöneticilik ve deneticilik yapamayacak, kamu kesimiyle hiçbir ihale ve taahhüt ilişkisine giremeyecek, özelleştirme kapsamında hiçbir işleme taraf olamayacak, kamuya açık olmayan devlet bilgilerini özel çıkarı için kullanamayacak. Görevlerini yerine getirirken sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını her türlü davranışla göstermekle yükümlü olan milletvekilleri ve bakanlar, bina, araç, gereç, personel ve benzeri kamu imkanlarını seçim işlerinde kullanamayacak; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, yaş, bedensel engeller ve benzeri sebeplerle ayrım yapamayacak; bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorunda olacak. Milletvekilleri ve bakanlara gönderilecek her türlü hediye ve hibe niteliğindeki eşya, Komisyonun izni olmadan dağıtılamayacak.

Mal bildiriminde açıklık esas alınıyor, gazeteciler de kapsama giriyor

Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu'nda önemli değişiklikler öngören teklifte, mal bildiriminde bulunması zorunlu kişilerin kapsamı genişletiliyor Mahkemelerce usulüne göre atanmış bilirkişiler, siyasi parti genel merkez yönetim ve denetim kurulu üyeleri, gazete, radyo, televizyon ve benzeri kitle iletişim araçlarının pay sahibi gerçek kişiler ile tüzel kişilerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, başyazarları ile sorumlu müdürler de kapsama alınıyor. Ayrıca, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının başkanları, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, federasyon ve konfederasyonlar dahil sendika ve sendika şubelerinin başkanları, yönetim ve denetim kurulu üyeleri yasa kapsamına giriyor. Kanunla belirtilen sınırlar dışındaki her türlü edinim, değeri tutarında haksız mal edinmiş sayılacak. Milletvekilleri, menfaat sağlayarak başka bir siyasi partiye geçmeleri halinde, menfaat tutarı kadar haksız mal edinmiş olacak. Mal bildiriminde gizlilik ilkesi kaldırılarak, açıklık esas alınıyor. Haksız mal edinen kişi, fiili daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde, 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılacak. Haksız edinmiş mallar, TCK`nın ilgili hükümlerine göre müsadere edilecek. Düzenleme kapsamına giren suçlardan dolayı verilen hapis cezası, seçenek yaptırımlara çevrilemeyecek ve ertelenemeyecek
cumhuriyet gazetesi'nden alınmıştır.15 Şubat 2009

AB 6 ülkeyi mali denetim altına aldı

AB'nin mali komiseri Joaquin Almunia'nın aralarında Yunanistan'ın da bulunduğu 6 AB ülkesinin (Fransa, İspanya, İrlanda, Malta ve Letonya) ekonomik durumlarının son derece vahim olduğu gerekçesiyle denetim altına alındığını açıklaması Atina'da şok etkisi yarattı.


Almunia'nın Yunan ekonomisinin denetim altından çıkması için devlet memurlarının maaşlarının dondurulması, kamu açıklarının azaltılması, sosyal güvenlik sisteminde reform yapılması ve gelir-gider sisteminin yeniden yapılandırılmasını şart koşması Atina'yı öfkelendirdi.
sabah gazetesi
Stelyo BERBERAKİS
19.02.2009

5838 sayılı gelir İdaresi Kanununda değişiklik yapan kanun

gelir İdaresi Kanununda değişiklik yapan kanun 28 Şubat 2009 Sayı : 27155 (Mükerrer)Resmi Gazetede yayınlandı.
5018 sayılı kanunla ilgili önemli maddeleri şunlar:


MADDE 2 – 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 97 nci maddesinin yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Sağlık hizmeti sunucuları, sunmuş oldukları hizmetlere ilişkin bir ay içinde düzenledikleri fatura ve eki belgeleri izleyen ayın onbeşine kadar Kuruma teslim ederler. Fatura teslim tarihi; süresi içinde teslim edilen faturalar için teslim edildiği ayın onbeşinci günü, süresi içinde teslim edilmeyen faturalar için ise teslim edildiği ayı takip eden ayın onbeşinci günü olarak kabul edilir. Fatura bedelinin tamamı, fatura teslim tarihinden itibaren, altmış gün içinde, sağlık hizmet sunucularına avans olarak ödenir. Fatura ve eki belgeler, fatura teslim tarihinden itibaren üç ay içinde incelenerek avans hesabı kapatılır. İnceleme süresinin takip eden mali yıla sirayet etmesi durumunda, avans artıkları hakkında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 35 inci maddesindeki akreditiflere ilişkin hükümler uygulanır.”

MADDE 20 – 5/5/2005 tarihli ve 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (k) bendi (l) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

“k) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamındaki kamu idarelerine verilmesi gereken her türlü beyanname, bildirge ve benzeri belgeleri, bu idarelerin mevzuatı gereğince elektronik ortamda bunlar adına almak.”

Ek ders ücreti hesaplama

Tüketici Kredi Hesaplama

 

Not defteri

ingilizceden çeviri

Aylık görüntüleme

Mali Hizmet Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon forFree Blogger Template